top of page

Yusufların Karısı

  • Writer: Seçil Erginler
    Seçil Erginler
  • Jan 4, 2023
  • 5 min read

Emine yer sofrasında yufka açıyordu. Bir ay öncesine kadar yalnız yaşadığı tek odalı evinde şimdi uzun soluklu bir misafiri vardı. Okullar açılmadan gelmiş, ona verdiği odasının bir duvarını üç sıra kitapla doldurmuştu. Elinde devamlı defterle kalem; konuşmuyorsa yazıyor, yazmıyorsa okuyordu öğretmen. Evine konuk olmasına başta sıkılsa da ses çıkaramamıştı. Hem kadın hem de yalnız olunca, köyün ileri gelenleri öğretmenin Emine’nin yanında yaşamasını uygun görmüş, onların da bu toprağın kurallarına uymaktan başka çareleri kalmamıştı. Zaman geçtikçe birbirlerini sevmeye de başlamışlardı. Az konuşsalar da bir dinleyenleri olmasından memnundular. Emine sabahları erkenden çayı koyuyor, otlu peynirin yanına bayat ekmeği ıslatıp tavada ısıtıyordu. Köyden hikâyeler anlatıyordu. Eski öğretmenleri, köyün ileri gelenlerini, buradan göçenleri... Öğretmen de ona okuduğu kitaplardan, şehirdeki haberlerden, dağın ötesinde olup bitenlerden bahsediyordu. Yine de Meryem’in yokluğunu yüreğinde hissediyordu Emine.

Taş duvara açılmış küçük pencereden bütün heybetiyle dağlar seçiliyordu. Henüz soba yakmıyor, bahçedeki kurumuş yaprakları süpürüyor, geceleri gökyüzündeki yıldızları seyrediyorlardı.

Öğretmenin muhtarın evinin önünden geçerek okula gittiği bir sabahtı. Adamın ikinci karısı erkenden kalkıp çamaşır yıkamış direklerin arasına gerili tellere asıyordu ıslak çarşafları, gömlekleri. Öğretmeni görünce hızlıca selamlayıp, yüzünü çevirdi öte yana. Kaçar gibi eve girdi. Gözündeki ve çenesindeki morluklar yine de öğretmenin dikkatinden kaçmadı. İçi daraldı. Bembeyaz çarşafların rüzgârda salınması, güneşin parıltısı, kuşların cıvıltısı hafifletemedi içindeki ağırlığı. Düşünceli bakışları yerde, okulun kapısından zor attı kendini içeri. O akşam okuldaki çocukları, ana babalarını tanımak için Emine’ye sorular sorarken aklına geldi sabahki olay. ¨Bu sabah muhtarın genç olan karısını gördüm. Yüzü mosmordu. Beni görünce kısık sesle, ‘Merhaba,’ deyip içeri kaçtı. Neden acaba? Utandı mı ki?¨

¨Alışırsın yakında. Burada yemek, içmek kadar sıradan bu işler.¨ Kalktı, sofrayı toplamaya başladı Emine. İkisi de bir süre konuşmadılar. Bulaşıkları yıkadılar birlikte. Çay suyu koydular hemen ocağa.

Sessizliği bozan yine öğretmen oldu. ¨Okuldaki perdeler çok güzel işlenmiş. Çocuklara ne özenli bir iş yapmış, kim işledi bilen var mı diye sorduğumda, en büyüklerden bir kız, ‘Yusuf Abi’nin karısı Meryem Abla yaptıydı onları,’ dedi. Senin arada lafını ettiğin arkadaşın değil mi Meryem?¨

¨He, öyle ya. Güzel dantel işlerdi Meryem. Çocukken bir yaz el işi kursuna gitmiş. Orda öğrenmiş bu işleri.¨

¨Nerde şimdi? Anlatsana biraz Meryem’i, Yusuf’u? Niye ortalarda görünmüyorlar ikisi de? Çocukları yok mu hiç? Buraya taşındığımdan beri adlarını duyuyorum sadece. Meryem gelse de okulda genç kızlara el işi kursu açsak. Belki satabiliriz bile işlediklerinin bir kısmını. Ne faydalı olur buradaki kızlara, kadınlara. Hem meşgale, hem de gelir niyetine üç beş kuruş, fena mı?.¨

Acıyla, özlemle buruldu yüzü Emine’nin. Sırdaşını böyle birden hatırlayıvermek onu yeniden sarstı. ¨Uzun hikaye. Yusuf hapiste. Karısı da çocukları da gelmeyecekler. Unut onları.¨

¨Öldüler mi?¨

¨Sonra anlatırım. Şimdi olmaz,¨ dedi Emine. Çayını pencerenin önündeki tabureye bıraktı. İyi geceler bile demeden döşeğini açıp sırtını dönerek yattı. Öğretmen şaşkın kalakaldı. Kalkıp çayını tazeledi. Odasından defteriyle kalemini aldı. Masanın köşesindeki gaz lambasının solgun, titrek ışığında, arada pencereden uzaktaki karlı dağlara uzun uzun dalarak yazmaya koyuldu.

Ertesi sabah kahvaltıda tekrar açtı konuyu. ¨Üzerine yattık uyuduk. Hadi anlat şimdi Yusuf’la karısı Meryem’in hikâyesini.¨

¨Hikâye Yusuf’la karısı Meryem’in değil ki.¨

¨Kimin peki?¨

¨Meryem’le, kayınbabası Yusuf’un.¨

¨Anlat o zaman.¨

¨Havalar soğumaya başladı. Kar yakındır. Var mı okula giderken giyeceğin bir pabucun, kabanın?¨

¨Boş ver şimdi pabucu, kabanı. Ne olmuş Yusuf’un karısına?¨

¨Anlatırım ama bir şartla. Kesmeden dinleyeceksin beni. Bir de anlattıklarım ölene kadar aramızda sır kalacak.¨

¨Tamam, anlat hele.¨

Doğruldu oturduğu yerden, öğretmene baktı Emine. Buruk bir gülümsemeyle, ¨Çocukların dedesi Yusuf, oğluna pusu kurdu,¨ dedi.

Öğretmen çayından bir yudum aldı ve sessizce dinlemeye başladı Emine’yi.

¨Yusuf hapse girdikten birkaç hafta sonra Yusuf’un babası Meryem’in kapısında belirmiş. ‘Sizin başınızda ben duracam artık,’ demiş. Meryem kocası gittiğinden beri yatağını kızı ve oğluyla paylaşıyormuş. Helaya gitmek için kayınbabasının odasının önünden geçmesi gerekiyormuş geceleri. Günlerce tutup çişini sabahı zor etmiş. Çocuklar uyanmadan çıkamamış odasından. Ancak kapısını kilitlediğinde rahat bir nefes alıyormuş. Onları koruyup, göz kulak olma iddiasıyla yanlarına taşınmayı kendine görev edinen kayınbabasından nikahlandığından beri uzak durmak için elinden geleni yapmış.¨

¨Neden ki?¨

¨Bin türlü bahaneyle evlerine gidermiş. Oturup Meryem’in karşısına bulaşık bakışlarıyla kadını huzursuz edermiş. Meryem de kocasına bir şey diyemezmiş.

‘Sanki bir fırsat bildi Yusuf’un hapse gidişini. Zil takıp oynamadığı kaldı,’ diye anlatmıştı bir keresinde Meryem. Bu ufacık köy yerinde, kimsenin başkasının evine karışamadığı, erkeksiz evin ev sayılmadığı, kadının sesinin çıkamadığı bu dağ köyünde konuşabildiğimiz, dertleşebildiğimiz birbirimizden başka kimsemiz de yoktu zaten.

‘Yusuf’a diyemedim yine. Anlamadı babasının yerimi daralttığını. Yokluğunda evin erkeği olmaya heveslendiğini,’ demişti son birkaç kez mahpushaneden döndüğünde.

Çocuklarını bana emanet edip Yusuf’u ziyarete gittiği o cumartesi günü eve geldiğinde, önce kimse yok sanmış Meryem. Üstünü değişmek için odasına girdiğinde onu döşeğe itip üstüne atlamış Baba Yusuf. Ağlamış, bağırmış, çırpınmış. Kimse duymamış! ‘Baba, n’apıyon?’ diye haykırmış. Öteki pişkin pişkin cevap vermiş: ‘Kocan çıkana kadar çürüyecen. Canın istiyordur senin de. Naz yapma hadi.’ Ne dese ne etse olacak gibi değil. ‘Ne nazı? Bırak kolumu lanet olasıca!’ Adam pis pis gülüyormuş. Onu içki kokan ağzıyla öpmeye, tırnakları pislik dolu elleriyle soymaya çalışıyormuş. ‘Naz yapma, istemiyormuş gibi. Bu eve geldiğinden beri canım çekiyor seni. Oğlanın çıkmasına daha çok var,’ diyomuş şerefsiz.¨

Öğretmen elini boynuna götürdü, sonra yüzünde gezdirdi, terlerini sildi. Ayağa kalktı. Şehirden getirdiği son paketinden son sigarasını da çıkarıp çayın altındaki ateşle yaktı. Pencereyi açtı. Dağlardan gelen gecenin ayazı içeri doldu. Sigaranın dumanını dağlara doğru üfledi. Dinlemeye devam etti.

¨Olanlara inanamıyormuş Meryem. Yüzüne tükürdüyse de ağlayıp yalvardıysa da onu engelleyememiş. İşe yaramayacağını bilse de bağırmış, tekmeler atmaya çalışmış. Bir ara kurtulur gibi olmuş yaşlı adamın elinden, kapıya koşmuş. Yakalamış Baba Yusuf belinden, çekmiş tekrar döşeğe. ‘Allah belanı versin, cehennemlerde yanasın inşallah!’ çığlıkları da sonu değiştirememiş.

O günden sonra ziyarete gidemedi Yusuf’u Meryem. Büyüyen karnından utandığından evinden de çıkamadı. Bir sabah meydanda muhtarla karşılaştım. ‘Ee artık Meryem de gitti Emine. N’apcaksın?’ dedi. ‘Ne gitmesi, nereye, kimle?’ dedim. ‘Baba Yusuf hayvanlarını bana sattı. ‘Bizi de bir daha arayıp sormayın,’ deyip gitti.’

Koştum vardım evlerine. Kapı duvardı dediği gibi. Meryem’in başı hepten yanmıştı. Demek ki almıştı hepsini, çocuğun doğup büyüyeceği, tanınmayacakları bir yere götürmüştü. Baba Yusuf ölümden korkarak, Meryem yaşamaktan nefret ederek nefes almaya devam ediyordur uzaklarda bir yerlerde.¨

¨Bütün bunları nasıl tutuyosun içinde Emine, neden susuyorsun?¨

¨Desem n’olucak? Kimselere tek söz etmek yok. Sır bak unutma. Yeterince çilesi var başında zaten Meryem’in. ¨

¨Üç kişinin bildiğinden sır olmaz Emine. Gideceğiz şimdi karakola. Anlatacağız her şeyi. Bulsunlar o pisliği, atsınlar hapse.¨

¨Sonra? Çıksın afla mafla. Öldürsün Meryem’i bir nefeste. Çocuklara da baba Yusuf’un alacağı yeni karılar eziyet mi etsin?¨

¨Ne öldürmesi Emine, ne diyorsun?¨

¨Demem o ki, sen bilmen buraları öğretmen! Polisin, devletin kuralları işlemez; dağın, toprağın, törelerin kuralları vardır. Onların sözü geçer burada. Bizim hükmümüz nedir ki? Yalvarırım bağışla Meryem’in hayatını çocuklarına.¨

Sigarasından derin bir nefes aldı öğretmen, kederle ofladı. Pencerenin önüne gitti, dağlardan gelen ayazı içine çekti. Bir çay daha doldurdu bardağına. Kalemini defterini alıp masaya oturdu. Emine’ye baktı. Gözlerinden süzülen yaşları ellerinin tersiyle sildiler. Emine bardağında kalan son yudumu tepesine dikti. Bardağı yıkamaya gitti. Öğretmen masaya çöktü, defterini açtı, gaz lambasının soluk ışığında yazmaya koyuldu.

Seçil Erginler

18 Haziran 2022

Recent Posts

See All

Comments


Post: Blog2 Post

©2020 by Seçil Erginler. Proudly created with Wix.com

bottom of page