Yeni Komşu
- Seçil Erginler

- Dec 21, 2019
- 8 min read
Updated: Apr 29, 2020
¨Kızım, bu kadar ince elersen gerçekten de yalnız kalırsın, söylemedi deme.¨ diyordu geçen sene evlenen, en yakın arkadaşı Esma. ¨Sen çok mu bulunmadık Bursa kumaşısın sanki. En son ne zaman yemek yaptın söyle bana. Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer unutma. Güzelliğin, aklın seni bir süre taşır. Sonra güm.¨
Aslı ise inatla doğru adamın böyle şeylere takılmayacağını, doğru adamla olmayacaksa da yalnız olmayı tercih edeceğini söylüyordu. ¨Canım, benimle pişireceğim yemek için birlikte olacak adam hizmetçisi ile evlensin o zaman. Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz yahu.¨
¨Sen hala Netflix’de seyrettiğin dünyalarda dolaş Aslı. Gün gelecek yeryüzüne düşeceksin, ama dikkat et böyle giderse çakılacaksın gerçek dünyaya.¨ diyerek her seferinde Aslı’ya dramatik bir son resmi çiziyordu Esma da.
Bir haftadır seyahatteydi. Önceki gece yarısında eve gelip bavullarını yatak odasında yere bırakmış, sabah da bir duş alıp çıkmıştı evden aceleyle. Nasıl olsa Zeynep ablanın günüydü bugün. Akşama evi hiç seyahate gitmemiş gibi olacaktı, biliyordu.
Akşam işten çıkınca etrafa takılmadan, kendini direk eve attı. İçeri girer girmez televizyonun kumandasına atıldı. Evi havalandırmak için salonun penceresini de açtı. Birazdan en sevdiği dizisi başlayacaktı. İş kıyafetlerini yatağın kenarındaki sandalyeye fırlatıp, çabucak tayt ve tişörtünü üstüne geçirdi, ellerini, yüzünü yıkadı.
Zeynep ablanın yaptığı mis kokan bezelye ve pilavdan yiyeceği kadarını tabağına alıp mikrodalgaya yerleştirdi. Tabağın, fırının içinde dans edercesine dönüşüne bakıp, sonra da dolaptan önceden yıkanıp doğranmış marulun üzerine biraz domates ve biber kesti. Hazır limon suyunu, yağı da gezdirdikten sonra, fırından gelen ‘çın’ sesi ile işte yemeği hazırdı. Geçen hafta havaalanında uçağına binmeyi beklerken, tabletinden seyrettiği bölümün özeti bitene kadar koltuktaki yerini almıştı bile.
Hava henüz kararmadığından salonun ışığını açmaya gerek duymadı, açık pencerenin etrafındaki tülü de rüzgârda dışarı kaçıp kirlenmesin diye kenara çekmişti, annesi de hep öyle yapardı.
Kanal özetten sonra reklamlara girmiş, Aslı da reklamlar bitene kadar yemeğine odaklanmıştı ki, üzerinde bir çift göz gezindiğini hissetti. Çatalındaki yeşillik ile domatesin ucundan damlamak üzere olan sos koltukla buluşmak üzereyken, açık pencereden karşı apartmanda tam da onun görüş alanında üç aydır boş olan dairenin camında bir yabancı gördü. Yüzü Aslı’ya dönüktü. Yok yok resmen Aslı’ya bakıyor, bakmak ne kelime seyrediyordu. Yemek yiyişini, oturuşunu… Kim bilir ne zamandan beri oradaydı.
Kendini evine bir yabancı habersizce girmiş, iç çamaşırı çekmecesini, günlüklerini, kitaplarını karıştırıyormuş gibi hissetti bir an. Pencereyi açarken kimse yoktu karşıda. Yoksa var mıydı? Fark etmemiş, o tarafa bakmamış olabilir miydi? Ama şimdi de bakmamıştı ki. Aslı’nın da şu anda ona baktığını görüyor muydu acaba? Yok canım, o kadar uzaktan olmazdı öyle şey. Sonra ‘ama ben onun bana baktığını görüyorum’ diye geçirdi içinden.
Kırklarında, saçları arkaya doğru taranmış, hafif yanık tenli ve galiba açık renk gözlü, hoş denebilecek bir adamdı. Üzerinde mavi bir gömlek vardı. Belki de işten yeni gelmiş, kravatını çıkartmış, pencereden yeni mahallesini inceliyordu.
Aslı geriye doğru yaslanmış, pencerenin yan tarafındaki tülün arkasından fark edilmediğini umarak, rahatça mavi gömlekli adamı görebilecek bir açı yakalamıştı. Kalkıp pencere ve perdeyi kapatmayı da geçirdi aklından bir an ama ‘bu da çok hoş olmaz şimdi’ diyerek vazgeçti bu fikrinden.
Diziyi unutmuştu. Kafasında değişik senaryolar kurguluyordu. Birazdan evin hanımı gelecek, adam da karısına dönüp ona bir hoş geldin öpücüğü konduracaktı. Yan odada yeni doğmuş bir bebek ağlamaya başlayacaktı. Yok yok, eve gelen güzel ve bakımlı kadın hafif şişmiş karnını ovuşturarak kocasına bakacak, sonra mutfağa geçip birlikte yemek hazırlayacaklardı.
Eve gelen genç, güzel ve frapan bir kız da olabilirdi. Adam aslında karısından gizli, şehrin kuytu bir köşesinde bu evi sevgilisi için tutmuştu. İş seyahatlerinde olduğunu söyleyip, burada rahatça vakit geçirebilmeyi, ev işlerine ve çocuklara adanmış hayatın içinde kendisini ve kocasını kaybetmiş karısından biraz olsun uzaklaşabilmeyi umuyordu adam.
Aslı böyle dalmışken, çalan telefonun sesi ile zıpladı, karşısında tekrar kim bilir kaçıncı kez reklama girmiş olan televizyonu fark etti. Hava da kararmıştı bayağı. Hemen terliklerini ayağına geçirdi ve eve geldiğinden beri çantasından çıkartmadığı telefonunu almaya, antreye koşturdu.
¨Seyahatten döndün mü? Nasıl geçti?¨ Esma’ydı arayan. ¨Yorucu. Hatta artık sıkıcı. Dün gece geç geldim eve. Sen nasılsın?¨ ¨Amaan nasıl olsun, aynı tas, aynı hamam. Sen esas çözebildin mi şu yurtdışından destek veren ekip ile sorunları. Anlatıyordun ya gitmeden önce. Artık sonunu getirecektiniz projenin.¨ ¨Yok be canım ya, ne gezer. Çözülemeyen sorunlar, bitmeyen proje.¨ Aslı daha devam edecekken Esma sözünü kesti. ¨Hiç olmazsa başka ülkeler görüyor, rutinden çıkıyorsun Aslı ya. Baksana benim işe. Hep aynı, hep aynı. Başka insanlar görmek, bir uçağa binmek, farklı bir yemek yemek bile iyi gelir insana. Yerinde olmak isterdim.¨
¨Esma sen de kendi hayatının güzel yönlerine baksan biraz. Bak ben geldim yine kürkçü dükkanına. Sana göre cennet ama iki gün sürüyor. Şimdi yalnız başıma evde, duvarlarla konuşuyorum. Senden başka arayan soranım da yok.¨
Esma lafın buraya geleceğini hesap edemediği için canı sıkıldı ve neşelendirmeye çalıştı Aslı’yı. Aslı’nın aklı ise hala yeni komşudaydı ve de yorgundu. Biraz daha konuştuktan sonra, ertesi öğlen yemekte buluşmak üzere vedalaştılar.
Elinde telefon salona döndüğünde karşı pencere boştu, durumdan istifade perdeleri ve camı kapattı, ışığı açtı. Diziye baktı ama baştan başlaması gerektiğini fark etti. Saate baktığında öyle yaparsa yatışının gecikeceğini düşündü ve hala yol yorgunu olduğunu, ertesi günkü yoğun toplantı ajandasını da hatırlayınca kitap bile okumadan hemen yatmaya karar verdi. Başı yastıkla buluşur buluşmaz derin bir uykuya daldı.
Ertesi gün otobüs durağının önünden arabası ile geçerken gördüğü bir adamı yeni komşusuna benzetti ama pek de ihtimal vermeyerek devam etti. Esma’ya bu yeni komşudan bahsedip etmemek konusunda kararsızdı. Adamı ilk gördüğü andan itibaren kafası karışmıştı ve bir yandan kendi yarattığı bir garip hikayeye kendini kaptırdığını düşünüyor, bir yandan da bir hikayesi olması hoşuna gidiyordu.
Hafta sonuna kadar, karşıdaki evin tüm perdeleri kapalı kalmış, camdaki yabancıya hiçbir yerde rastlamamıştı Aslı. Adam yoktu, ama ne sevgili, ne eş, ne çoluk çocuk, hatta yardımcı kadın bile yoktu sanki evde. Aslı da hayatın ritminde kendini akışa bırakmıştı.
Cumartesi günü sabah hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra, sahildeki kafeye kadar yürüyüş yapmaya, orada oturup kahvesini içip kitabını okumaya karar verdi. Ayakkabılarını, taytını, tam da bahara uygun narçiçeği rengi terletmeyen tişörtünü üstüne geçirdi. Boğaz bu, serin olabilir diye bir de ince kazağını aldı omuzlarına. Bel çantasına telefonunu, minik cüzdanını ve dijital kitabını yerleştirip, kulaklıklarını da taktı. Eline de bir su şişesi aldı, evet hazırdı.
Hızlı adımlarla sahile doğru yokuş aşağı inerken, kulaklığından gelen Nina Simon’un ‘Feeling Good’ şarkısı eşliğinde ağaçların, kuşların, çiçeklerin, güneşin, yavaştan esen meltemin keyfine varıyordu. Bir saat kadar hızlı sayılabilecek bir ritimde yürüdükten sonra, kafeye yöneldi. Deniz kenarında, köşede ufak bir masanın boş olduğunu görünce sevinçle oraya döndü. Tam oturmak için sandalyeye tutunduğu anda, yan taraftan aynı anda diğer sandalyeyi de başka birisinin tuttuğunu fark etti. Sinirle kafasını kaldırdığında şaşkınlık, heyecan, kızgınlık hep birden beynine hücum etmiş, nasıl bir tepki vereceğine beyni de karar verememişti.
Neyse ki camdaki yabancı, ¨Sizin için bir sorun olmazsa birlikte oturabiliriz. Kafedeki son boş masa gördüğüm kadarıyla. İstemezseniz hiç konuşmam.¨ dedi.
Aslı tam seçilemeyen karışık birkaç kelime ile, ¨tabii, sorun yok, birlikte oturabiliriz.¨ gibisinden bir şeyler mırıldandı. Yüzündeki gizleyemediği gülümsemeden adam oturma izninin çıktığını anlamış, önce Aslı’nın sandalyesini çekerek onun oturmasına yardımcı olmuş, sonra da kendisi yarı denize, yarı Aslı’ya dönük oturmuştu. Elini uzattı, ¨Merhaba benim adım Arda, sanırım aynı mahallede oturuyoruz.¨ Aslı ¨Öyle mi, siz yenisiniz o zaman. Ben ilkokuldan beri orada oturuyorum. Sizi daha önce gördüğümü hatırlamıyorum.¨ dedi. Niye böyle ters davrandığını kendi de anlamamıştı. Ama adamın tepkisini de merak ediyordu doğrusu.
¨Sizin isminiz neydi? Ben sizin hemen karşınızdaki apartmandaki boş daireyi kiraladım bir ay kadar önce. Taşınır taşınmaz da bir seyahatim vardı, pek karşılaşma imkanımız olmadı. Ama sizi birkaç kez pencerede, ya da sabah arabanıza binerken gördüm aaa şey hanım?¨ ¨Aslı, pardon söylemedim değil mi adımı. Hanıma gerek yok.¨ yumuşamıştı Aslı.
Biraz havadan sudan konuştular, tam kahveleri gelmişti ve Aslı biraz daha detay sorulara geçecekti ki, Arda’nın telefonu çaldı. Arda anlaşılmaz birkaç teyiti takiben yüksek sayılacak bir tonda: ¨Nasıl, ne zaman? Benim mi gelmem gerekiyor? Peki, tamam, hemen geliyorum.¨ dedikten sonra, Aslı'dan özür dileyerek kalktı. Aslı ise aniden kalkmasına canı sıkılmış, tanıştıklarına sevinmiş, hesapla ilgili hiçbir şey söylemediği için Arda’yı kaba bulmuştu. Kahvesini bitirirken, biraz kitap okumaya çalıştıktan sonra eve gitmek için kalkmaya karar verip hesabı istedi. Hesap ödendi dedi masasına gelen çocuk. ¨Nasıl yani kim ödedi?¨ derken Aslı, yüzüne ufak bir gülümseme yerleşmişti bile.
Artık otobüs duraklarına, mahallede etrafına, Arda’nın penceresine daha dikkatli, daha çok bakar olmuştu Aslı. Arda’yı görmediği uzun sürelerde eksik kalan boşlukları dolduruyor, sonra da bunlara inanmaya başlıyordu. Yalnız yaşadığı kesindi. Onu kafedeyken arayan ve acilen çağıran herhalde sevgilisi idi. Öyle bir hızla gitmişti ki telefondan sonra. Ama hesabı ödemeyi de ihmal etmemişti. Sevgilisi olması centilmen bir adam olmasına engel değildi tabii ki. Çok seyahat ediyordu. Giyiminden iyi bir işi olduğu, eğitimli, zevkli biri olduğu anlaşılıyordu. Aslı Arda’nın bir kız arkadaşı olduğunu düşünmesine rağmen, fena kapılmıştı. Bu yüzden kendine çok kızıyor ama akıp giden duygularını da durduramıyordu bir türlü.
Yaz boyunca, birkaç kez daha mahallede, ya da karşılıklı pencerelerde karşılaştılar. Bu limitli, ayaküstü sohbetlerde ancak tatillerinden, havanın ne kadar da sıcak olduğundan bahsedebiliyor, çoğunlukla Arda’ya gelen bir telefon ile de ayrılmaları gerekiyordu. Aslı Arda’nın kız arkadaşını bir kez bile göremedi. Arda’dan başka eve on beşte bir temizlik için bir kadın geliyor, sessiz sedasız işini yapıp mahalleden ayrılıyordu.
Yine bir cumartesi sabahı, ağaçlardaki yapraklar rüzgârda savrulup yerlere düşüyor, martılar denizin üzerinde uçuşuyor, Aslı da sahilde yürürken Esma ile sabah yaptığı telefon konuşmasını düşünüyordu.
Esma son zamanlarda çok dalgın olmasından, devamlı evde vakit geçirmesinden, hayattan elini eteğini çekmiş halinden yakınıyordu. ¨Kızım kapattın kendini iyice, tanımadığın, hayalinde yarattığın bir adam uğruna hem de. Zaten bir ilişkisi olduğundan şüpheleniyorsun. Hadi öyle diyelim, niye kız hiç ortada yok. Adamla ilgili her şey sana ‘uzak durmalısın’ diye bağırıyor ve sen kulaklarını tıkıyorsun. Bırak artık ortalarda olmayan şu gizemli adamı düşünmeyi de beni dinle ne olur. Hadi bu akşam bizimle yemeğe gel. Bak seni tanıştırmak istediğim biri var. Hadi.¨
Aslı ise kendini sonbaharın hüznüne iyice kaptırmış, iki haftadır ortalarda görünmeyen Arda’nın karşısına çıkabilmesi için imkanlar yaratmaya çalışıyordu. Devamlı evde idi. İşten sonra arkadaşlarıyla buluşmuyor, Esma’lara gitmiyor, alışveriş için normalde gittiği iki semt ötedeki organik markete bile uğramıyordu son zamanlarda.
Bu düşüncelere dalmış sahilde yürürken karşısında Arda beliriverdi. ¨Merhaba. Biraz vaktin var mı?¨ diye sordu Arda. Karşılaştıkları nadir anlarda böyle gizem ve samimiyet dolu soruları ile Aslı’ya olduklarından daha yakınlar hissi veriyordu. Aslı, evet der gibi başını salladı.
Birlikte yürümeye başladılar. ¨Sana anlatmak istediğim şeyler var.¨ Aslı merakla Arda’ya baktı. Hadi anlatsın artık ve bitsin bu gizem diye geçiriyordu içinden de. ¨Tanıştığımızdan beri gözlerindeki ışık, bakışındaki sevecenlik beni çok etkiliyor. Ama hiç konuşacak zamanımız olmadı. Bugün benim zamanım var. Senin için de uygunsa?¨
Ne demeye çalışıyordu bu adam. Uygun olan, zaman yaratması gereken şey ne idi? Kafasında senaryolar uçuşmaya tekrar başlamadan Aslı onları kovaladı ve Arda’ya dönüp ¨Evet, dinliyorum¨ dedi.
¨Bundan üç yıl kadar önce, üniversiteden bu yana aşık olduğum kadınla evlendim. Çok güzel, mutlu bir hayat yaşarken ve ben çocuk hayalleri kurmaya başlamışken bir akşam yemekte, konuşmamız gerektiğini söyledi. Başkasına aşık olmuştu.¨
Aslı, Arda’nın anlatırken o anları tekrar yaşadığını görebiliyordu. Uzanıp elini tutmak istedi ama kendini tuttu. Hikayenin sonuna kadar sabırla beklemesi gerektiğini hatırlattı kendine.
¨Ne diyeceğimi şaşırdım.¨ diye devam etti Arda. ¨Ben bana aşıksın sanıyordum diyebildim. Karım gülümsedi, ve ‘bu başka’ dedi sadece. Ayrılmak istiyordu. Emin misin diye bile soramadım. Düşünmüş, kararını vermiş ve planlarını yapmıştı. Hemen yeni sevgilisinin yanına taşınmak istiyordu. Ben de o gittikten sonra aynı evde yaşamaya devam edemeyeceğim için, taşındım.¨
Duraksadı, gülümseyerek ¨Senin evin karşısındaki boş daireye.¨ dedi. ¨Sonra seni gördüm mahallede. Farklıydın. Ancak boşanma davasına bir gün kala, seninle o kafede ilk kez karşılaştığımız, kahve içtiğimiz gün, tam seninle sohbete başlamışken o telefon geldi. Hastaneden arıyorlardı.¨
Aslı ¨Ne hastanesi? Kim aradı?¨ diye sordu, tutamamıştı kendini. ¨Eşimin kanser olduğunu, son evresinde ve tedavi şansı olmadığını o gün öğrendim. Sevgilisi ile sabaha karşı bir eğlenceden dönerken trafik kazası geçirmişler. Kaldırıldıkları hastanede yapılan testler sonucunda haberleri olmuş. Sevgilisi yoğun bakımda idi ve hala acil durumlarda haber verilecek yakını ben görünüyordum.¨
Aslı ne diyeceğini bilemedi. Arda durakladı, ¨Kusura bakma, birden bombardıman oldu. Ama uzun zamandır sana anlatmak istiyordum. Seni ilk gördüğümden beri aklımdan çıkmıyorsun. Sokakta mahalleli ile, çocuklarla sohbetin, sakin halin, samimiyetin. Bir türlü doğru zamanı yakalayamadım.¨
¨Geçen hafta toprağa verdik. Süreç beni öyle karıştırdı ve yordu ki. Gözyaşlarım çoktan tükendi. Duygusuz sanma beni. Beni çok yaraladı ayrılmak istediğinde. Bütün yaz mücadele etti, destek olmaya çalıştım onların izin verdiğince. Aslında hepimiz sonun yaklaştığının farkındaydık. O sevgilisi ile yaşamaya devam etti. Ben de yeni hayatımı kurmaya çabaladım. Olduğu kadar. Ve işte şimdi buradayım.¨
Yürürken o kahveye gelmişlerdi yine.
Seçil Erginler
21 Aralık 2019, İstanbul




Comments